AKŞEHİR’İN TARİHİ MEKANLARI

BATI CEPHESİ KARARGAHI MÜZESİ

Sakarya Meydan Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasından sonra, düşmanın Afyon-Eskişehir hattının doğusunda mevzilenmesi üzerine, Batı Cephesi Karargahı Akşehir’e taşınır.18 Kasım 1921’de Akşehir’e gelen karargah, Belediye binasına yerleşir. 24 Ağustos 1922 günü Büyük Taarruz için cepheye hareketle- rine kadar bu binada çalışır.Geçen dokuz buçuk aylık sürede, Büyük Taarruz hazırlıkları buradan sürdürülür.Bu arada Mustafa Kemal birçok kez Akşehir’e gelerek çalışmaları denetler, hazırlıkları yönlendirir.Bina, 1904-1905 yıllarında, Belediye Başkanı Bostan Bey zamanında Belediye Binası olarak inşa edilir.İki katlı olan bina, taş temelli, tuğla ve bağda- di malzemelidir.Binanın zemin katının doğu ve güney kısmında Büyük Taarruz hazırlıklarını ve Büyük Taarruzu canlandıran agrafito tekniği ile birer pano yapılmıştır.
Umut ve mücadele günlerinin bir belgesi olan Karargah binası,1965 yılında Belediyenin başka bir binaya taşınması üzerine, müze olması kaydıyla Bakanlığa bağışlanır.Büyük bir onarım sonrasında, 5 Temmuz 1966 günü “Atatürk ve Etnografya Müzesi” olarak ziyarete açılmıştır.1981 yılında yapılan onarım ve düzenleme sonrasında, esas işlevi nedeniyle bugünkü adını alır.

Müzenin zemin katında idari bölüm yer alır.Üst kat, karagah zamanından günümüze kadar orjinal malzemesiyle kalabilen, güney köşedeki büyük oda, Atatürk’ün çalışma ve Büyük Taarruz’un kararının alındığı odadır.Bu odanın her iki yanında yer alan odalar ise, Karargah Komutanı İsmet İnönü ile Kurmay Başkanı Asım Gündüz’ün çalışma odalarıdır.İsmet Paşa’nın balmumu heykeli çalışma masasına oturtulmuştur.Kuzey köşede yer alan odanın içerisindeki vitrinlerde Ulu Önder’e hediye edilen ve kendisi tarafından kullanılan eşyalar ile silahları sergilenmektedir.Diğer dört odada Karargahta çalışan subayların biyografileri, Nutuk’tan alıntılar, levhalar, fotoğraflar, haritalar, belge ve silahlar teşhir edilmektedir.

NASREDDİN HOCA ETNOĞRAFYA MÜZESİ

1.Dünya savaşı yıllarında sorgu hakimi RÜŞTÜ BEY tarafından yaptırıldığı bilinen konak,1989 yılında tescil edilmiştir.Restorasyonu 2006 yılında bitirilmiş ve etnoğrafya müzesi olarak kullanılmaktadır. 2. Kat arkeolojik eserlerin sergilendiği bölümdür. 3.Kat etnoğrafik eserlerin sergilendiği bölümde,Nasreddin Hocanın bir fıkrasının tasvir edildiği,Sıra yarenlerinin tasvir edildiği,Akşehir e ait gelin odasının sergilendiği bölüm bulunmaktadır.

Ayrıca bakır mutfak eşyaları,anahtar,tesbih,elişleri,süs eşyaları ,kolyeler,bilezikler,dokumalar gibi eşyalar sergilenmektedir. Orta salonda Seyyit Mahmut Hayrani türbe kapısı,Şeyh Eyüb Türbesine ait sanduka sergilenmektedir.Müzede Neolitik döneme ait kesici ve kazıyıcı aletler,mızrak ucu balta,topuz başları,ana tanrıça heykelleri insan ve hayvan figürinleri ,çanaklar gibi eserler,Tunç çağı ve Demir çağı na ait ,Ağırşak,idoller,mühürler,gaga ağızlı testiler,içki kapları,fibulalar,bilezikler,ok ve mızrak uçları,balta ucu veUrartu dönemine ait kemer parçası sergilenmektedir.

Arkaik,Klasik,Helenistik,Roma,Bizans,Selçuklu, Karamanoğulları ve Osmanlı dönemine ait sikkeler ve Osmanlı dönemine ait bir define ile AKşehir basımlı sikkeler ile Küpe,yüzük taşları,kolyeler,kaseler,koku kapları,cam eşyalar,Eros,Adak Steli,Afrodit büstleri ve toprak ve maden heykelcikler bulunmaktadır.

 

SAHİP ATA KÜLLİYESİ

Taş Medrese, mescit, türbe, hanigah,hamam, imaret ve çeşmeden oluşan bir külliye şeklinde inşa edilmiştir.Medrese Anadolu Selçuklu sultanlarından II.KEYHÜSREV in oğlu II.KEYKUBAT zamanında BAŞVEZİR EMİRDAD SAHİP ATA HÜSEYİN oğlu FAHREDDİN ALİ tarafından 1250 yılında yaptırılmıştır.Mimarı ABDULLAH BİN KELLÜK tür.Külliyeden günümüze sadece mescit ve bir arada bulunan türbe ile medrese gelebilmiştir.Medrese plan olarak açık avlulu ve dört eyvanlıdır.Taç kapısı ile baş eyvan güney-kuzey yönünde, iki eyvan ise dikey olarak yapılmış ve değişik tarihlerde yapılan onarımlar sırasında güneydeki eyvan, oda haline getirilmiştir.Orta avlunun her iki yanında devşirme malzemeyle yapılmış revaklar yer almaktadır.Taç kapının sağ tarafında beş oda bulunmaktadır.Türbe giriş kapısının solundadır. Kare planlı olan türbenin altında kriptası mevcuttur.Kubbe eteğinde, pek azı günümüze gelebilmiş kufi yazı benzeri geçmeli geometrik örneklerden meydana gelen, çini mozaik tekniğinde süsleme kuşağı vardır.Aynı şekilde kubbenin ortasında da çini bulunmaktadır.

Müzede Neolitik Dönemden,XIX. yüzyılın sonuna kadar,insanın doğumundan ölümüne kadar gereksinim duyduğu birçok eserler bulunmaktadır. Bu eserler arasında en zengin koleksiyon, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait mezar taşlarıdır.Selçuklu Dönemi figürlü mezar taşları müzede önemli bir yer tutarlar. Bu eserler Akşehir ve çevresinden derlenmiştir. Müzedeki bu mezar taşları, hattat kitabeleri ile de dikkat çeker. Elinde şahin tutan avcı, rahledeki kitabı okuyan erkek, birbirine sarılmış ana ve çocuk bunlara örnektir. Bu kolleksiyonun bir kısmı halen Nasreddin Hoca mezarlığında bulunur.Ayrıca Türkiye’de sayıları cok az olan (3 veya 4) renkli mezar taşlarından bir örnek müzedir.

ARKEOLOJİ MÜZESİ (TAŞ ESERLER MÜZESİ)

Akşehir’de müzecilik,1946 yılında Maarif Memurluğunca eski eserlerin derlenip korunmaları amacıyla, bir memurun görevlendirilmesiyle başlar. Derlenen eserler o zaman kullanılmayan İmaret Camii’nde korunuyordu.1950 yılında caminin ibadete açılması üzerine eserler Taş Medrese’ye nakledilir.1960 yılında depo durumundaki müzeye müze memurunun atanmasıyla resmen müzecilik başlar.Yapılan restorasyon ve düzenlemelerden sonra 8 Haziran 1965 günü müze ziyarete açılır.

TAŞ MEDRESE (TAŞ ESERLER MÜZESİ)

 

AMBARDAR KERİM ( İPLİKCİ ) CAMİİ

İplikçi Camisi kitabesinden öğrenildiğine göre 1337 yılında yapılmıştır. Bu dönemde Akşehir Karamanoğlu ALÂEDDİN BEY in yönetiminde idi. Camiyi ORHAN GAZİ nin Ambardarı KERİM AĞA yaptırmıştır. Camiye Ambardar Kerim Ağa Camisi de denilmektedir.Cami kesme taştan olup, bir sıra taş, üç sıra tuğla dizisi ile örülmüştür. Dikdörtgen planlı caminin mihrap duvarına paralel üç kubbesi bulunuyordu. Bunun dışında kalan bölümler toprak damla örtülmüştür. İbadet mekânının üzeri ahşap tavanlı olup, ahşap direklerle bu tavan desteklenmiştir. Kubbelerin bulunduğu ayaklar taş payelerdir. Minber ve mihrabı özellik taşımamaktadır. Minaresi alternatifli olarak sıralanmış taş ve tuğla dizilerinden meydana gelmiştir. Caminin bütünüyle birlikte minare de yapılan onarımlar nedeni ile özelliğini yitirmiştir. Cami 1894 yılında yenilenmiş ve genişletilmiştir. Camide kubbelerin içerisine çağına uygun olmayan kalem işleri yapılmıştır

HASAN PAŞA (İMARET) CAMİİ

Nasreddin Hoca Türbesinin güney komşusudur. 1510 yılında II. Beyazit devri Rumeli Beylerbeyi HASAN PAŞA tarafından yaptırılmıştır.Akşehirdeki tek Osmanlı camisidir.Muntazam kesme taşlardan oluşan yapının tek büyük kubbesi sağırdır. Dört köşesinde askılık görevini yapan dilimli yarım kubbecikler yer alır. Dört mermer sütunun tuttuğu 3 kubbe son cemaat yerini örter. Caminin önünde 12 adet sütunu olan bir şadırvan vardır. Bir zamanlar çevresinde; yoksullara yemek dağıtan bir aşevinden Nasreddin Hoca Medresesine kadar pek çok medrese ve türbe bulunuyordu. Bu sosyal ve kültürel merkez uzun yıllar işlevini sürdürmüşse de günümüze Osmanlı mimarisinin tipik bir örneği olan camii kalmıştır. Bu camide dünyanın en büyük tek parça halısı yer almaktadır. EVLİYA ÇELEBİ nin el yazısı ile yazılmış hatıra da bulunmaktadır. İmaret Cami nin girişinde soldan birinci sütunun tunç bileziğinde bulunan bu el yazısının sebeb-i hikmeti ise 1638 de Bağdat Seferine çıkan IV. MURAD ın Akşehir e de uğradığını ve burada 20 gün kaldığını belgelemek… Şöyle tercüme ediliyor yazı:

Fakir, Mehmed Sultan Murad Han -Tanrı kendisini teyid etsin- askerleriyle beraber buraya geldi. Bunu 1048 yılı Muharreminin 26. günü yazdı. İkinci yazı daha detay bir bilgiyi içeriyor; Yirmi gün oturak olmuştur.

ULU CAMİ

Ulu Cami , Ebu Sait İbrahim in 1213 yılında yaptırdığı minareden önce yapıldığı sanılmaktadır. I.Alâeddin Keykubat döneminde buradaki cami genişletilmiş ve onarılmıştır. Sonraki dönemde yapılan onarımlarla özgünlüğünü yitirmiştir.Kesme taş ve moloz taştan yapılan cami dikdörtgen planlıdır. Caminin doğu yanındaki taç kapısı üzerinde çini mozaik bir yazı bordürü vardır. İbadet mekânının üzerini örten ahşap tavanı sivri kemerlerle birbirine bağlanan 20 ayak desteklemektedir. Mihrap duvarına dikey yedi sahından meydana gelmiştir. Mihrap önünde pandantifli bir kubbe bulunmaktadır. Bu kubbenin dört pencereli bir kasnağı vardır. Son onarımlarda sıva altından çıkarılan firuze, mor ve kare çinili mihrap, minare ile birlikte ilk yapıldığı dönemden kaldığı sanılmaktadır. Bu minare, mihrap ve taç kapı Selçuklu mimarisinin özgün geleneğini sürdürdüğü gibi günümüze gelen mozaikleri de Selçuklu mozaik sanatının dikkati çeken örnekleri arasındadır.

GÜDÜK MİNARE MESCİDİ

Güdük Minare mescidinin kapısı üzerindeki kitabesine göre Abdullah Muhtesib oğlu EMÜNİDDİN HACI HASAN tarafından 1227 yılında yaptırılmıştır. Mimarı Mesut oğlu Ahmet tir. Mescidin minaresinin şerefeden yukarı kısmı uzun yıllar yıkık kaldığı için Güdük Minare ismi ile tanınmıştır. Bu minare 1889 yılında tamamlanmıştır.Mescide doğu cephesindeki sivri kemerli bir kapıdan girilmektedir. Bu kapının üzerinde dikdörtgen bir pano içerisine alınmış firuze renkli, sekiz köşeli yıldız ve lacivert renkli haçvari çinilerden oluşan bir bezeme görülmektedir. Bu panonun üzerinde de Selçuklu sülüsü ile yazılmış yedi satırlık kitabesi bulunmaktadır. Kapının iki yanında lahit parçalarının üzerine oturtulmuş iki sütun kapıya daha gösterişli bir görünüm vermiştir.Kare planlı mescidin üzeri tromplu, tuğladan bir kubbe ile örtülmüştür. Minare kürsüsündeki yatay ve dikey firuze renkli sırlı tuğlaların yanında nişler halinde lacivert ve firuze çini levhalar yerleştirilmiştir. Minare kürsüsünün doğu cephesindeki sırlı tuğlalar arasına yerleştirilmiş niş içerisindeki kuş figürlü iki çini levha vardır. Bu çinilerin bir Selçuklu sarayı veya köşkünden buraya getirildiği sanılmaktadır.

KÜÇÜK AYASOFYA MESCİDİ

Sultan I. Alâeddin Keykubad zamanında 633 H. 1235 M. yılında ÖMERZADE ŞEMSEDDİN HASAN adına yaptırılmıştır. Kuzeydoğu köşesinde 1215 H. tarihli bir de çeşme bulunmaktadır. Devşirme kesme taş, moloz taş ve tuğla karışımı bir duvar örgüsü vardır. Duvarları yükseltilerek kubbenin üzeri kiremit kaplı kırma çatı ile kapatılmıştır. Dört cephesinde üstte sivri kemerli birer küçük pencere vardır. Kubbe, Türk üçgenleriyle oluşturulan 16 kenarlı bir kaideye oturmaktadır,kubbenin içi çini ve tuğla işlemelidir. Kufi yazı kuşağının altında ve üstünde birer sıra çini kase dizisi bulunmaktadır. Kaselerin bazılarının delik olaması ses akustiğini akla getirmektedir. Kıble duvarına niş şeklinde oyulmuş bir mihrabı vardır.

FERRUH ŞAH MESCİDİ

Seydi Mahmud Hayrani Türbesinin yer aldığı parkın içinedir. Duvarlarında kullanılan taşların çeşitliliği İslam, Roma ve Bizanslılarından kalma parçaların sergi yeri gibidir. 1224 yılında Konya’lı Kuluzade Ferruh Şah döneminde yapılır.Yapıdaki süsleme, güney ve batı cephedeki, sivri kemerli pencerelerin kemer köşelikleri ve alınlıkları ile bugün Akşehir Müzesi’nde korunan ahşap kapı kanatlarında toplanmıştır. Yapının batı cephesinde, yer alan inşa kitabesinde mescidin 1224 yılında yaptırıldığı okunmaktadır.1402 tarihinde, tarihi bir görev yüklenir. TİMUR’a esir düşen Osmanlı İmparatoru YILDIRIM BEYAZİT bir süre bu mescidde hapsedilir ve aynı yerde intihar eder. mabedin alt bölümünde FERRUH ŞAH ın mezarı bulunmaktadır.

MUSTAFA TÜRABİ TÜRBESİ

Türbe moloztaş ile örtülü kübik gövde,sekizgen kasnağa oturan bir kubbeyle örtülüdür.Yapıdaki süslemeler kalıpla baskı tekniğinde yapılmış olan bitkisel örnekli iki süs şeridinden ibarettir. Yapı kitabesizdir. Süsleme özellikleinden dolayı 16,yy.sonlarına tarihlendirilir.

KIZILCA MESCİDİ

Kızılca Mescidinin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi ve banisi kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan XIII.yüzyılda Selçuklular döneminde yapıldığı anlaşılmaktadır.Mescidin inşa kitabesi bulunmadığı için eserin ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. İ. H. Konyalı, 1476-1477 tarihli olduğunu bazı kaynaklara dayanarak söylemektedir.Mescit kare planlı olup, moloz ve devşirme taşlardan yapılmıştır. İbadet mekânının üzerini balıksırtı biçiminde örülmüş tuğla bir kubbe örtmektedir. Doğudaki girişin ahşap kapısı üzerinde sülüs yazılı kitabeler ve geometrik motifler ile daireler bulunmaktadır. Mescidin güneydoğu köşesindeki minare ise geç devirde yapılmış olup mescidin bütünü ile bağlantı sağlayamamıştır.

ÇINARALTI MESCİDİ

Adını önündeki büyük çınardan almıştır.Mescit 1584 yılında inşa edilmiştir.Kıble tarafına dört, sağına, soluna ikişer, kuzeyine bir penceresi vardır. Eski ve tarihi Mescid yıkıldığı için bugünkü görünümünü kazanmıştır. Eski yapının tarihinin 1584 yılına kadar indiği vakıflara ait bazı belgelerde yer almaktadır.          

HACI HAMZA (Hafız Hatıp Ali) MESCİDİ

Hacı Hamza mescidi, Tek kubbe ile kapatılmış kare bir plan şemasına sahip mescidin üzerine, sonradan piramidal bir çatı inşa edilmiştir. Ayrıca yapının doğu cephesine bitişik son cemaat yeri ile kuzey cephenin doğu ucundaki minarenin yapıya, sonradan eklendiği anlaşılmaktadır. Harim duvarlarına sonradan resmedilen , madalyonlar içindeki dini içerikli yazı örnekleri ile selvi ağacına benzer bitkisel örnekler, yapının süslemelerini meydana getirir. İnşa kitabesi bulunmayan yapının, bazı kayıtlara dayanarak yapımının 1476-77 tarihinde inşa edildiği sanılmaktadır.

KALAYCI MESCİDİ

Kuşçu mahallesi, Kalaycı sokaktadır. Mescid, üzeri tek kubbe ile kapatılmış kare planlı bir yapıdır. Kubbenin üzeri dıştan sıva ile kaplıdır. Yapının bazı noktalarında, devşirme malzeme kullanılmış olup, süsleme öğesine fazla yer verilmemiştir.

HIDIRLIK MESCİDİ

Akşehir’in güneybatısında, Sultan Dağları’nın eteğindeki Hıdırlık parkındadır. Kare planlı yapının üzeri bir kubbe ile örtülüdür. Yapının inşasında; duvarlarda moloz taş, kubbe geçişlerinde ve kubbede tuğla kullanılmıştır. Yapının içi sıvalıdır. Doğu duvarında bir, kuzey duvarında iki tane dikdörtgen kesitli küçük bir niş vardır. Güney duvarının ortasındaki, dikdörtgen kesitli  mihrabın kavsarası, mukarnas görünümündeki basit dolgularla şekillendirilmiştir. Mihrap nişinin iki yanında, geçmeli geometrik örneklerle süslü, Bizans dönemine ait birer mermer levha bulunmaktadır. Eserin inşa kitabesi yoktur.Fakat bazı kaynaklarda, Akşehir’deki  XIII. yy. veya en geç XIV. yy bazı yapılara benzerliği ile bu tarihlerde yapıldığı sanılmaktadır.

YAĞLI DEDE – ŞEYH EYÜP TÜRBESİ

Kare planlı yapının üzerini dıştan, çinko levhalarla kaplı piramidal bir külah örtmektedir. Türbenin yapımında moloz taşın yanı sıra bol miktarda devşirme malzeme kullanılmıştır. Devşirme malzemeler içinde düzgün kesme taşların yanında  templon levhası ve arşitravı ile bir insan heykelinin başka kısmından küçük bir parça yer almaktadır. Giriş, kuzey cephededir. Diğer üç cephenin ortalarında birer mazgal pencere vardır. Kuzey cephenin ortasında yer alan girişin üst kesimi, ahşap hatıl ile örtülmüştür. Yapının içinde tamamen tuğla ile inşa edilmiş bir baldaken kuruluş söz konusudur. Köşelerde ‘L’ şekilli birer ayak vardır. Birbirine sivri kemerlerle bağlanan ayaklardan, pandantiflerle kubbeye geçilmiştir. Türbenin ahşap sandukası Akşehir Müzesinde korunmaktadır. Karaman oğulları dönemine aittir. H.729 M.1328 yılında ölen Şeyh Eyyüb’ün Türbesidir.

SEYDİ YUNUS TÜRBESİ

Eskiden üstü örtülüyken efkaftan satın alınarak üstü açılmıştır.Türbede 4 yatır vardır.Üçünün sandukaları taş ve tuğla ile yapılmış ve üstleri sıvanmıştır.Sanduka tipi mezar taşı ise Selçuklu tarzında yapılmıştır.Üstünde yazı yoktur. Giriş kapısı üzerindeki kitabede içindeeki yatırın 1417 yılında vefat eden birisine ait olduğu anlaşılmakla birlikte, türbenin nezaman inşa edildiği konusunda bir bilgi bulunmamaktadır.

EMİR YAVAŞGEL TÜRBESİ

REİS Kasabasınının ismini kesin olmamak kaydı ile Selçuklulardan aldığı bahsediliyor. Kitabedeki ünvanlarından öğreniyoruz ki EMİR YAVAŞGEL Konya Selçuklularının bir baş komutanı idi. Bir savaşta şehit düşerek mi buraya gömüldü, yoksa mütekaitliğini burada geçirirken mi öldü, Reis onun doğduğu yer mi idi. Bu cihetleri şimdilik kesin olarak bilinmiyor, Emir Yavaşgel olduğu için (REİS) lik Vasfını bu bucağa bırakmış olması çok muhtemeldir.
Akşehir’in tarihini yazan yazar İbrahim Hakkı Konyalı’nın kitabından aldığımız verilere göre Selçuklu baş Komutanlarından “Cemaleddin Emir Yavaşgel” adında bir zaatın mevcut kasabamızda bir türbesi bulunmaktadır. Büyük bir ihtimalle REİS isminin buradan kaldığı kitapta söylenmektedir.

ALTUN KALEM MESCİDİ

Altın Kalem Mescidini Hacı İsfendiyar oğlu EMÜNİDDİN YUSUF 1223 te yaptırmıştır. Mescit moloz taştan yapılmış olup, kare planlıdır. İbadet mekânının üzerini tuğla bir kubbe örtmüştür. Batı yönündeki son cemaat yeri yıkılmış ve günümüze gelememiştir. Bu konuda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Doğu duvarındaki pencere ahşap işçiliğinin güzel örnekleri olup, orijinalliğini korumuştur.

KİLECİ MESCİDİ

Kileci Mescidinin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi ve banisi kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan XIII.yüzyılda yapılmış bir Selçuklu eseri olduğu sanılmaktadır. Mescit, kare planlı ve tek kubbelidir. Kesmetaş ve moloz taştan yapılmıştır. Mescidin önünde dört sütunlu bir son cemaat yeri bulunmaktadır. İlk yapılışında tromplarla geçişi sağlanan kubbe yıkılmış ve sonra çatı ile örtülmüştür. Mescidin mihrabı niş şeklinde olup, zamanla değiştirilmiş ve orijinalliğini yitirmiştir. Mermer söveli ahşap kapı kanatları çift başlı kartal ve ejder başı motifleri ile bezenmiştir.

 

NASREDDİN HOCA TÜRBESİ

Bugün Akşehir denince akla hemen Nasrettin Hoca gelir. Hocamızın hangi yılda ve nerede doğduğuna dair kesin bir bulgu yoktur. Bu konudaki iki varsayımdan ilkine göre Hoca 1208 yılında Sivrihisar a bağlı Hortu köyünde doğmuştur . Diğerine göre ise Akşehir in orta köyünde. Nasrettin Hoca çocukluk yıllarında geldiği Akşehir den bir daha hiç ayrılmaz. Onu daima bu kentte görürüz. Önceleri öğrenci ve cin gibi çocuktur Nasrettin. Sonraları bir bakarız kadılık yapar veya imamdır. Nükteleriyle hem güldürür hem düşündürür. 1284 yılında Akşehir de vefat eden Nasrettin Hoca nın ünü bugün dünyayı sarmıştır.

Varlığından Türk ve dünya kültürü o kadar çok etkilenmiştir ki; bir çok ülkede Nasrettin Hoca nın kopyalarını görürüz. Fıkraları ve yaşam öyküsü ile sayısız tiplemeler o ülkelerin kültürlerine girerek isim değiştirmiştir. Arabistan da adı Cuha olmuştur. Bulgaristan da Tilki Peter. Halk onu güler yüzün sembolü, hoşgörünün kahramanı yapmıştır. Erenler, evliyalar katına çıkarmıştır. Nitekim; Akşehir de düğün olacağı zaman damat önce Hoca nın türbesine giderek onu ve mollalarını düğüne davet eder. Bu davet yapılmazsa kurulacak evliliğin mutluluk getirmeyeceğine inanılır. Yani Nasrettin Hoca manevi yaşamına halen Akşehir de devam etmektedir.

Nasrettin Hocanın Türbesi, şehir mezarlığının tam ortasındadır. Özel olarak düzenlenmiş bir giriş kapısı vardır. Bakımlı, özenle biçimlendirilmiş bir yol sizi türbeye götürür. Türbe, tarih içinde defalarca şekil değiştirmiştir. Bilinen ve kendine has bir espri taşıyan ilk yapısı 6 sütun üzerine oturtulmuş bir kubbeden meydana gelmektedir. Bu sütunların ikisi arasında bir kapı vardır. Bu kapı üzerinde de kocaman bir kilit asılmıştır. Diğer yanları tamamen açık olan bu türbe 1905 yılında yaptırılan 2. bir yapıyla korunma altına alınmıştır. Bugün dışarıdan baktığınızda görülen on iki sütun üzerine oturtulmuş sivri külahlı yapı işte bu tarihten kalmadır. Türbede Nasrettin Hoca?nın mezarının yanı sıra Mehmet Çelebi nin kızı Habibe nin mezar taşı da bulunmaktadır. Her yıl on binlerce kişi tarafından ziyaret edilen türbe girişinde hatıra ve hediyelik eşya satılan küçük bir mağaza vardır. Parkı andıran bakımlı şehir mezarlığının Nasrettin Hoca?nın türbesine götüren kapısı önünde her an komşu şehirlerden gelmiş birkaç tur otobüsüne rastlarsınız. Yaşlısı genci yolara düşmüş, heyecanla Hocayı ziyarete gitmektedir.Mezarlığın önündeki meydanda eşeğinin üzerindeki Nasrettin Hoca heykeli sizi karşılar. Bu meydanın karşı tarafında Akşehir Kültür Merkezi bulunur. Merkezin önü Gülmece Parkı olarak düzenlenmiştir. Burada Hocanın Kazan Doğurdu,Bindiği Dalı Kesmek gibi fıkralarını hatırlatan birçok heykel ile kocaman bir kazan bulunmaktadır. Parkta ayrıca festivallerde Hocayı canlandıran sanatçıların büstlerinin yer aldığı bir bölüm oluşturulmuştur.

SEYYİD MAHMUT HAYRANİ TÜRBESİ

Mevlana dergahına kapılanıp onun aşk potasından nasip alan velilerden birisi de SEYYİD MAHMUT HAYRANİ dir. Mesut Paşa nın oğlu olan Hayrani, Harran dan Anadolu ya göçmüş ve Konya ya gelip yerleşmiştir. Bir süre Hazreti Mevlana nın yanında kalmış, onun hizmetinde bulunmuş ve ondan feyz almıştır. Seyyid Mahmud Hayrani, daha sonra, Akşehir e giderek inzivaya çekilmek istemişse de kapıldığı ilahi aşkın tesiriyle cezbeye tutularak dağlara düşmüş, bir süre dolaştıktan sonra, meczup bir halde Akşehir e dönmüştür.Seyid Mahmud Hayrani yi çok seven Hz. Mevlana, vefatına kadar onu hiç unutmamış, gelip gidenlerden hep sormuştur. Pek çok kerametinden bahsedilen Hayrani, Hicri 667 Miladi 1268 tarihinde vefat etmiş, Sultan Dağının eteklerinde, Anıt Mahallesindeki türbesine defnedilmiştir.

SEYYİD MAHMUT HAYRANİ TÜRBESİ Kare plan üzerinde yükselen dilimli gövdede, firuze çini süslemeleri bulunur.En üstte piramidal külah vardır. Abanoz ağacından yapılmış Selçuklu ağaç süslemeciliği şaheseri olan sanduka, bugün İstanbul’daki Türk İslam Eserleri Müzesi’ndedir.Sanduka kitabesinin Türkçesi şöyledir.Velilerin kutbu mesut şehit, merhum ve mağfur senedim ve efendim Seydi Mahmud İbni Mesut 667 H. 1268 M. yılında ölmüştür.

Allah ın geniş rahmeti üzerine olsun.Türbede mevcut, Türk tahta işlemecilik ve oymacılık sanatının şaheseri olarak kabul edilen üç veya dört sanduka, Konya da oturan Alman Konsolosunun teşviki ile, bir Ermeni tarafından çalınmış, bunlar yurt dışına çıkarılırken ikisi yakalanarak İstanbul da Türk ve İslam Eserleri Müzesine kaldırılmıştır.Büyük sanat özelliği taşıyan S. Mahmud Hayrani Türbesinin daha sonra yapılan Mevlana türbesine örnek olduğu ve aynı mimarın elinden çıkmış olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır.

ŞEYH  HACI İBRAHİM VELİ TÜRBESİ

Akşehir’e 3 km. uzaklıktaki Alanyurt köyündedir.Hamitoğulları Beyliği döneminde yaptırılan eserin,  Giriş kavsarasının üst kısmında yer alan kitabeye göre yapı 1 Zilhicce 771 M.26 Haziran 1370 tarihinde tamamlanmıştır.. ŞEYH HASAN’ın oğlu HACI İBRAHİM SULTAN’ın adını taşıyan zaviyenin içindedir. Ancak zaviyeden günümüze sadece türbe ulaşabilmiştir.Türbenin dış duvarları düzgün mermer bloklarla kaplıdır.Kare planlı yapının üzeri, üst kesimi koniyi andıran bir kubbe ile örtülüdür.Türbenin üç cephesinde dikdörtgen çökertme içine yerleştirilmiş birer pencere bulunur. Taç kapı, doğu cephesinin ortasında yapı boyunca yükselir. Kapıdaki ve güney cephedeki pencerelerde mermer malzeme ile yapılmış süslemeler dikkati çeker. Sandukaları, 20.yüzyılın başlarında yurtdışına kaçırılmıştır.

 

NİMETULLAH NAHÇİVANİ (NİMET BABA)

Osmanlılar zamanında yetişen İslâm alimlerinden ve Nakşibendiyye yolunun büyük velilerinden. Azerbaycan’ın Nahçıvan şehrinde doğdu. Asıl ismi NİMETULLAH BİN MAHMUD ŞEYH ALVAN’dır. Doğum tarihi bilinmemektedir. 1514 (H.920) senesinde Akşehir de vefat etti. Daha önce vefat ettiği de rivayet edilir.

Küçük yaştan itibaren doğum yeri olan Nahçıvan’da bulunan kıymetli alimlerden dersler almaya başladı. Fen ve din ilimlerini tahsilden sonra tasavvufa yöneldi. Böylece her yönüyle yetiştikten sonra aldığı manevi işaret üzerine memleketinden ayrılıp Osmanlı ülkesine gelen Nahçıvani,Akşehir e yerleşti. Burada gerek yaşayış ve gerekse verdiği yazılı eserleriyle herkese ahlak, fazilet, ilim ve irfan nümunesi oldu. Zahiri ve batıni ilimlerde çok yüksek idi. Manevi ilimlerdeki engin bilgisi ile tasavvufta, ilahi sırlar denizinin dalgıcı olmuştu. Yani bu yolda derecesi çok yüksek idi. Bununla beraber, kendi hâlini gizler, tevazu gösterirdi. Gayet sade yaşamayı sever, fakirliği zenginliğe tercih ederdi.

Nakli ilimlerden, bilhassa tefsir ilminde mütehassıs idi. Fevatih-ul-İlahiyye vel-Mefatih-ul-Gaybiyye isimli tefsiri ve Beydavi Tefsirine yazdığı haşiyesi çok kıymetlidir. Ayrıca Muhyiddin-i Arabi’nin Füsus-ül-Hikem isimli eserine ve Gülşen-i Raz isimli manzum esere haşiyeleri vardır. Bunlardan başka, Hidayet-ül-İhvan ve Risalet-ül-Vücud isminde tasavvufla ilgili iki risâlesi bulunmaktadır. Fevatih-ul-İlahiyye isimli tefsirinin, bizzat kendi el yazısıyla olan nüshası, Topkapı Sarayı Üçüncü Ahmed Han Kütüphanesinde mevcuddur. 1908 (H.1326)de, Matbaa-i Osmaniyyede iki cild halinde basılmıştır. Nahçıvani bu eserini, 1498 senesinde, Ramazan-ı şerif ayının ortalarında tamamlamıştır.Tarihte ve günümüzde, bilhassa Akşehirliler arasında; Şeyh Alvan, Nimetullah Nahçıvani, Baba Nimetullah, Baba Nimet ve Nimetullah Sultan gibi isimlerle anılan bu büyük Türk-İslam alim ve velisi, zamanındaki alim ve velilerin en üstünlerinden idi. Akşehir’de uzun seneler ilme hizmet edip, çok talebe yetiştirdi. Türkçe ile birlikte, Arabi ve Farisiyi de çok iyi bilirdi. 1514 (H.920) yılında vefat eden Baba Nîmetullah Nahçıvani’nin türbesi Akşehir’de, Tekke yolu üzerindedir. O büyük zatı sevenler, kabrini ziyaret ederek, mübarek ruhaniyetinden istifade etmekte, onu vesile kılınca yaptıkları dualar kabul olmaktadır. Baba Nimet’in sandukasının dere tarafında, büyüklü küçüklü dört ayrı kitabe taşı bulunmakta olup, ikinci taşın kitabesinde şöyle yazmaktadır:

“Hu Dost. Kibar-ı Ehlullahdan ve müfessirîn-i izamdan Hace Nîmetullah kuddise sirruh hazretlerinin merkad-i münevvereleridir (mübarek, nurlu kabirleridir).

ERMENİ KİLİSESİ

Ermeni Kilisesi XIX. yüzyılda yapılmıştır. Kilise ile ilgili bir kitabe bulunmadığından yapım tarihi ve hangi azize adadığı kesinlik kazanamamıştır.

Kilise dikdörtgen planlı, yığma taş ve moloz taştan yapılmış üzeri çatı ile örtülmüştür. Bazilika planındaki kilisenin naosu iki sıra sütunla üç nefe ayrılmıştır. Duvarlarında iki sıra halinde pencere dizileri bulunmaktadır. Yuvarlak kemerli pencerelerin dışında yuvarlak kemerli büyük nişler bulunmakta olup, pencereler bunların içerisine yerleştirilmiştir. Giriş kapısının ve üzerindeki yuvarlak kemerli pencerenin iki yanına da ikişer küçük pencere yerleştirilmiştir. Apsid kısmı dışa çıkıntılı olup, üzeri tonozla örtülüdür. İç kısmındaki fresko süslemelerin üst kısmı kireç ile kapatılmıştır. Kilise bugün sanatsal faaliyetler için kullanılmaktadır.Kilise binasını yanında müştemelatı da yapılmıştır, bu yapı bugün ilköğretim binası olarak hizmet vermektedir.

GÂVUR HAMAMI

20. Yüzyıl ın başlarında bir Gayrimüslim tarafından yaptırılan, Moloz ve Kayrak Taşından oluşan ayrıca üzerleri ince kireç sıvası ile kaplanan duvarlarıyla mimari plan olarak Klasik Türk Hamamlarından biri olan Yukarı Hamamın, bugüne kadar ayakta kalmasını sağlayan sütunlarının çok kalın ve sağlam olduğundandır. Osmanlı Döneminin değerli yapılarından biri sayılan tarihi Gavur Hamamı aslına uygun olarak restorasyon yapılımıştır. Restoran olarak kullanılacaktır.

 

MEYDAN HAMAMI (ŞİFA)

Akşehirde 1329 yılında Subaşı Emir Şerafeddin tarafından yaptırılan hamam, bugünde hizmet vermektedir.Kesme ve moloz taştan yapılan hamam, soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Bu bölümlerin üzeri kubbe ile örtülüdür. Çeşitli dönemde yapılan onarımlar sonucunda özelliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Hamam günümüzde halen kullanılmaktadır.

ORTA HAMAM

Orta Hamamın kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır.Anadolu Selçukluları tarafından yapıldığı sanılmaktadır.

Selçuklulardan, Karamanoğullarına sonrada Osmanlılara devredilen hamam; H. 1318’de Aryohyalı Ferit Paşanın Konya Valiliği sırasında, eski hamam yıkılarak, bugünkü çift hamam yaptırılmıştır.Kadın ve erkek bölümleri vardır. Dikdörtgen planlıdır. Her iki tarafında soyunma bölümü kiremit örtülü, halvet soğukluk bölümleri kubbelidir. Halen kullanılmaktadır. Soyunma yerinin duvarında ve kapının üzerinde iki adet kitabe vardır.

Kitabelerden hamamın II.Abdülhamit Han’ın saltanat yıllarında, Ferit Paşanın Konya Valiliği ve Selim Bey’in Kaymakamlığı zamanında, geliri okul masraflarını karşılamak üzere, Akşehirli Mıgırdıç Kalfaya inşa ettirildiği ve inşaatın Zilhicce 1318 Mart- Nisan 1901 tarihinde yaptırıldığı anlaşılmaktadır.